Merhaba. Şu anda nedensiz yere oldukça sinirliyim. Bir de arkada sağlam bir metal müzik çalıyor tam gaza getiriyor. Sonu nolur bilemiycem. Sınavlarım bitti rahatladım derken gereksiz yere sinir bastı gördüğüm her şeyde tezat aramaya başladım bakalım ne kadar gidecek... Bu yazıya tezat gördükçe ekleme yapabilirim haberiniz ola!
-Abi bugün milletvekilleri bırakılmadı diye yemin etmeyen partilere küfredenler film izlerken arkadaşım olmadan asla diyenleri gördükçe helal olsun adama diyenler değiller mi?
-Dizinin 1 hafta önceki bölümünü izlerken abi ne güzel film(!) diyip 1 hafta sonra abi o devirde böyle aletler-şeyler var mıydı böyle dizi mi olur dememekte midirler?
-Neden her şeyi çok iyi yapıyomuşuz gibi yapamayanı görünce düşünmeden o iş de öyle mi yapılır arkadaş deriz? Yiyosa sen yap üstat!
-Bir yere giremediğinde kendinden önce girenlere kin besleyenler neden hiç suçu kendilerinde aramazlar? Acaba oraya girenleri eleştireceklerine onlardan daha kötü olmalarına neyin sebep olduğunu bulsalar daha iyi olmaz mı ?
-Bi de kişisel bir tezat yazayım bütün müzik türlerini nasıl dinleyebildiğimi hala anlayabilmiş değilim. Biri açıklarsa 40 yıl köle... yok yok siz açıklayın ben teşekkür ederim.
-İnsanlar, kurumlar, kuruluşlar neden hep çok resmi olmak zorunda? Niye gittiğimiz yerlerde yapmamız gerekenleri esprili bir dille anlatan hiç ama hiç bir şey ya da kimse olmaz. Çok mu zordur bu yoksa karizmaları mı çizilir?
-Gittiği restoranda garson müşteriyle hafiften, küçücük bir sohbete girse hem müşteri hem de patron neden sinir olur ki? o insan değil midir espri yapamaz mı ? Siparişiniz nedir'den başka cümle bilmez mi ?
<edit>
-Ramazan orucu kameri takvime göre tutuluyor.Ekvatora yakın olan Araplar ne zamana gelirse gelsin orucu hep yaklaşık 12 saat tutarken bizler yaz aylarında yaklaşık 17 saat kış aylarında ise yaklaşık 11 saat tutuyoruz. Şimdi yazın biz Araplardan daha mı müslüman oluyoruz ya da kışın daha az ?
<edit>
şimdilik bunlar.. Bu yazı güncelliğini koruyacak gibi geliyo buldukça yeni şeyler ekliycem... Ha bi de Türkçe'yi neden tam düzgün kullanmıyosun diyen olursa; arkadaş sondan 2. maddeyi oku. Burası resmi bir kuruluş değildir.İçimizi dökmeye geldik...
Popüler Yayınlar
-
Uçuyorum... Bir anım diğerini tutmuyor, sinirliyim, mutluyum, huzurluyum, telaşlıyım, ama bunların hiçbirinin neden olduğunu bilmiyorum. Sad...
-
Bugün ya da bugünlerde Türk Dil Kurumu bir kurul oluşturmuş ve dilimizin yabancı kelimelerden arındırılması için yeni Türkçe kelimeler üretm...
28 Haziran 2011 Salı
4 Mayıs 2011 Çarşamba
İnsanlık hali
Çoğumuzun bildiği gibi ülkemizde üniversiteye girebilmek için önce bir sınavdan geçmek gerekiyor. Her üniversite adayının bu sınava karşı çeşitli etkenlerden (fem, cemaat, şifre) dolayı nefret ettiği kesin. Benim konum, zaten antipati duyulan, bu sınavdan bahsetmek değil. Bu sınavdan önce öğrencilerin çektiği sıkıntılar olacak.
Genel itibari ile liseye giren her öğrenci daha yeni girmiş oldukları sınav (oks,lgs,sbs) stresinden kurtulmanın verdiği rahatlıkla bir güzel yatar. Yatar derken dersleri iplemez. :D O kadar cefa çektik, biraz da sefasını sürelim deyip lise hayatına büyük bir tembellik ideolojisi ile başlar. Açıkçası bende böyle oldu. Üniversite sınavına daha çok var diye yattım.
Gel gelelim işin aslı böyle değildir. 3 yıl boyunca yaptığın tembelliğin sonucu olarak son sene bütün konuların sıkışır. Evine bir özel hoca girerken diğeri çıkar. E haliyle önce bir sağlık raporu ayarlamalı insan. Sonra neme lazım devamsızlıktan kalırız falan.
Son sene öğrencimiz çok garip hallere girer. Genelde evde hep yalnız kalır. Küçük/büyük kardeş/ler okula gider, baba iştedir, annenin "gezmesi" olur. Bizimkide sabahtan akşama kadar evde özel hoca ödevlerini yetiştirir. Amma evde yalnız kalmanın bazı sakıncaları vardır. Kişi o kadar sıkılır ki artık kendi kendine konuşmaya başlar. Bir süre fark etmez bu durumu. Fark ettiğinde ise trajikomik bir şekilde kendi kendine konuştuğunu, kendisine yüksek sesle söyler. Bu arada bu şizofreni belirtisidir.
Tabi öğrencimizin bir de (illa ki) hoşlandığı bir kız vardır. Kendi kendine evde (kız için) serenatlar yapar. Sonra efendime söyleyeyim oturur bilgisayar başına sosyal ağ sayfalarına gezinir, bir-iki paylaşım yapar. Siyasi konulara girer. (Bu arada internetime dokunma lan! (o anladı))
Bu şekilde senesini bitirir, sınava girer çıkar ve -Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir--Spoiler içerir-
Size sadece buraya kadar bilgi verebiliyorum. Hemen sonuca bağlamaya çalışırsam eğer;
Demem o ki lise son öğrencisine fazla yüklenmeyin yazıktır, ayıptır. Bırakın 1 yıl içinde neler yaptığını görün. Hayatını yıkıyor mu yoksa yükseltiyor mu izleyin.
3 Mayıs 2011 Salı
R.I.P. -22 Ağustos-
Yazmayalı uzun zaman oldu. Bu arada aramıza yeni bir yazar geldi - The Doctor-. Kendisine hayırlı uğurlu olsun diyorum efendim. Gelelim konuya; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, kısaca BTK tarafından hazırlanan bir kanun 22 Ağustosta yürürlüğe girecekmiş ve bu kanuna göre Türkiye'de internet kullanan herkes BTK tarafından belirlenen 4 adet paketten birini seçmek zorunda olacakmış. Paketlerin içeriğine bakınca yazının başında neden R.I.P. dediğim anlaşılır heralde. 4 paketin tek bir amacı var : interneti sansürlemek. Biraz daha açayım isterseniz. Ne yaptığını bilmeyen, hangi platformu yönettiğinin farkında olmayan sosyal medya özürlüsü yöneticilerin istediği sitelere girecekmişiz istemediklerine giremeyecekmişiz. Sansürlenen sitelere de girmeye çalışmak dahi suç kabul edilecekmiş.
Düşünsenize, gazete bayisine gidip gazete alacaksınız, bir gazeteyi istediniz ama bakkal satmıyor. Çünkü size yasak o gazete. Başka mahalleden gelenler alabiliyor ama siz alamıyorsunuz.
Bir de paketlerin içeriği o kadar esnek tutulmuş ki bir saniyelik bir kararla en özgür(!) paketteki kullanıcı bir anda nolduğunu anlayamadan tam sansürlü diğer pakete geçirilebilir. Bunun olmayacağının garantisini kim verebilir?
Amaç çocuklarımızı pornografiden korumak diyenler çıkabilir. Elbette haklı olabilirler ama bunu yapan ücretli/ücretsiz bir sürü program internette tüm kullanıcıların kullanımına açık zaten. Sen 40 yaşındaki kocaman herifi müstehcenlikten koruduğunu mu iddia edeceksin bu kanun sayesinde? Kaldı ki neye göre ve kime göre müstehcenlik? Bu herkese göre değişebilir.
Ve son olarak basın özgürlüğü, ileri demokrasi ülkesi olduğumuzu iddia edenler heralde artık fark etmişlerdir. Ya da fark etsinler artık mümkünse. Bu tür kanunlar sadece Çin, İran gibi diktatörlerin hakim olduğu ülkelerde geçerli ve bu ülkeler basın özgürlüğü sıralamasında en sondalar. Yani bizim onların kanunlarına eşdeğer bir kanun çıkarmamız demek basın özgürlüğümüzün dünyada en son sıraya gerilemesi demektir. Bu durumu oluşturmayı bırakın böyle bir kanun çıkarmayı teklif etmek bile gericiliğin daniskasıdır. Lütfen bu insanlar demokrasi kelimesini ağızlarına almasınlar, çünkü demokrasi kelimesinden bizleri bıktırmış durumdalar.
Düşünsenize, gazete bayisine gidip gazete alacaksınız, bir gazeteyi istediniz ama bakkal satmıyor. Çünkü size yasak o gazete. Başka mahalleden gelenler alabiliyor ama siz alamıyorsunuz.
Bir de paketlerin içeriği o kadar esnek tutulmuş ki bir saniyelik bir kararla en özgür(!) paketteki kullanıcı bir anda nolduğunu anlayamadan tam sansürlü diğer pakete geçirilebilir. Bunun olmayacağının garantisini kim verebilir?
Amaç çocuklarımızı pornografiden korumak diyenler çıkabilir. Elbette haklı olabilirler ama bunu yapan ücretli/ücretsiz bir sürü program internette tüm kullanıcıların kullanımına açık zaten. Sen 40 yaşındaki kocaman herifi müstehcenlikten koruduğunu mu iddia edeceksin bu kanun sayesinde? Kaldı ki neye göre ve kime göre müstehcenlik? Bu herkese göre değişebilir.
Ve son olarak basın özgürlüğü, ileri demokrasi ülkesi olduğumuzu iddia edenler heralde artık fark etmişlerdir. Ya da fark etsinler artık mümkünse. Bu tür kanunlar sadece Çin, İran gibi diktatörlerin hakim olduğu ülkelerde geçerli ve bu ülkeler basın özgürlüğü sıralamasında en sondalar. Yani bizim onların kanunlarına eşdeğer bir kanun çıkarmamız demek basın özgürlüğümüzün dünyada en son sıraya gerilemesi demektir. Bu durumu oluşturmayı bırakın böyle bir kanun çıkarmayı teklif etmek bile gericiliğin daniskasıdır. Lütfen bu insanlar demokrasi kelimesini ağızlarına almasınlar, çünkü demokrasi kelimesinden bizleri bıktırmış durumdalar.
Öhm, Dub dub. Merhaba! :)
Büyük gecelerde, ya da bir hayır kurumu için verilen akşam yemeklerinde ya da buna benzer buram buram resmiyet kokan gecelerde, hani hep genç biri mikrofona geçer ve heyecandan ne yapacağını bilmez. Şöyle bir öksürür, mikrofona vurur iki kere ve ardından"Merhaba" der. İşte o heyecanla sarf edilmiş bu ilk cümleyi, en az onun kadar heyecanlı olduğum için, ilk yazımın başlığına taşıdım.
Sanırım kendimi tanıtmakla başlayabilirim işe. "The Doctor" (Doktor)bu nick'i doktor olmak istediğim için kullanmıyorum. Yani önceliğimde doktor olmak yok, belki sonra :). Doktor kelimesi latince kökenli olup (doctore), öğreten, eğiten kişi anlamına gelmektedir. Tabi zamanla bu kişilerin kullanımı artmış. Bizim kültürümüzde "bilge" dediğimiz kişi aslında doktorun ta kendisidir. Doktorun zaman içinde anlamı sadece sağlık getiren şifacı olarak kısıtlanmıştır.
Evet biraz iddialı bir nick olabilir ama herkesin kendi hayatının doktoru olduğunu varsayarak aslında gayet normal bir seçim diyebiliriz. :P
Bence bu kadar tanışma yeter. Hatta ilk yazım içinde şimdilik bu kadar demeliyim. En kısa zamanda ilginç bir şeyler yazma çabası içine gireceğime emin olabilirsiniz.
Dip not: The Antagonist beğenmezseniz küfredersiniz demiş. Kendisine katılıyorum.
1 Mart 2011 Salı
Let's Get it Started
Hadi başlayalım;
Bu ilk yazım ama yazacak o kadar çok şey olduğunu düşünüyorum ki.. Ha bi de bunları kafada toparlayıp yazıya dökme meselesi var o da ayrı iş. Tabi bunu yazarken de blogspot'un kapatıldığı haberini almak iyice sinir bozuyor ama yazıyorum. Nası olsa açılacak ve okunacak o yüzden sorun yok devam...
Öncelikle ilk yazı olduğu için blogun anlam ve öneminden bahsetmek gerekir diye düşündüm bilmem doğru düşünmüş müyüm? (arada böyle kendimi kendime soru sorarken buluyorum neyse...) Bu blog herhangi bir şeyin blogu değil, günlük hayatta bir yere baktığımda kafamda o kadar çok ampul(!) patlıyor ki birilerine anlatma ihtiyacı duyuyorum. Anlatınca da bazen millet deli misin sen diyo heralde her şeye muhalefet ettiğim için.. Burada daha rahat anlatırım düşüncesiynen açtım bu blogu artık ne düşünürsem yazmaya çalışacağım. Ayrıca burada sadece ben değil sevgili dostum Onur da aklına ne gelirse yazacak.Şimdilik ikimiziz sonra eklenen olur mu bilemem. Bakalım ortaya ne çıkacak, iyi bir şeyler yapabileceğimizi düşünsek bile henüz çok iyiyi hayal edemediğimiz için olsa gerek kararsızız aslında bu blogun ileride ne konumda olacağı konusunda.(YUH cümleye bak amk!) Ha bu arada blogun adı olan Antagonist de "muhalefet"ten gelmekte. Öyle her şeye muhalefetim diyorum ama elbette her şey değil ama sonuçta dünyada o kadar saçma şey oluyor ki çoğuna akıl sır erdiremiyorum işte bunlara muhalefetim ve bunları yazmak istiyorum.Belki sizin de hoşunuza gider de okursunuz..
Neyse bitirirken "beni sizler yarattınız" diyesim geliyor ama " yaratmak Allah'a mahsustur" seslerini duyar gibi oluyorum vazgeçiyorum. Sonuç olarak okuyun ya zarar gelmez...Beğenmezseniz bi küfredersiniz olur biter...
Bu ilk yazım ama yazacak o kadar çok şey olduğunu düşünüyorum ki.. Ha bi de bunları kafada toparlayıp yazıya dökme meselesi var o da ayrı iş. Tabi bunu yazarken de blogspot'un kapatıldığı haberini almak iyice sinir bozuyor ama yazıyorum. Nası olsa açılacak ve okunacak o yüzden sorun yok devam...
Neyse bitirirken "beni sizler yarattınız" diyesim geliyor ama " yaratmak Allah'a mahsustur" seslerini duyar gibi oluyorum vazgeçiyorum. Sonuç olarak okuyun ya zarar gelmez...Beğenmezseniz bi küfredersiniz olur biter...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)